Zikr-i Hakk

 Hü Dost!

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.. Alemlerin “Gerçeği” olup her nefesimizde (sadece o) diye zikrettiğimiz Allah’tan, O’nun hatrı için alemleri yarattığı peygamberimizden ve dahi O’nun tüm inananlar için işaret ettiği ilmin kapısı Cenab-ı İmam Ali efendimizden, binenlerin kurtulduğu gemi olan Ehlibeyt’in nurundan ve Hazret-i Pirimiz Hünkar Hacı Veli Hazretlerinin himmetinden, Pir-i Sani efendimiz Balım Sultan Kuddise sırrıhu’l mennan efendimizin rahından, cümlenizin iyi olmasını talep ederim.

“Zikir ehli bizler; Al-i Muhammet’tir!”

İmam Muhammed Bakr

Tarik-i Bektaşiyye, kaynak olarak Kur’an, Peygamber, Ehlibeyt, imamlarımız ve Hazret-i Pirimiz ve Pir-i Sani efendimizi feyz alarak silsilesini devam ettirmektedir. Yüce tarikatımız içerisinde uygulanan her bir tatbik, bu kaynağa dayanmaktadır. Bektaşiler biraz önce zikrettiğimiz kaynaklarının masum ve yanılmaz olduklarına ikrar verirler. Bu kaynakların yanılmaz olduğuna iman edip bunu amentü sayarlar. Ancak günümüz Bektaşiliğinde farklı algılar ile masumiyet ve yanılmazlık kavramının çemberi daha genişletilmiş bu sebeple red ve farklılaşma görülebilmektedir. Bu namemizde siz canlara zikir konusunu yukarıda zikrettiğimiz kaynaklara dayanarak açıklamaya çalışacağız.

Bu açıklamada elimizden geldiğince kendi fikirlerimizi sizlere aksettir-me-meye çalışacağız. Zira Tarik-i Bektaşiyye’de dedebabalık da dahil hiç kimseye dair İnfallibilite yani yanılmazlık yasası mevcut değildir. Bu nedenle fakiyriniz sadece kaynaklara dayanarak zikir konusu üzerine bir kaç kelam etmek isteriz.

Kur’an-ı azimuşşan’da Hakk’ımız şöyle buyururlar

Beni anın ki, Ben de sizi anayım.( Bakara 152)

Mensub-u Bektaşi olan can, bu ayetin emri üzerine Rabbine olan kurbiyyetini(yakınlığını) arttırmak için daim Allah’ın zikri halindedir. Zira bir Bektaşi için zikir ve ibadet yaşamın tüm anı için geçerlidir. İşbu sebeple birçoğunuzun duyduğu üzere Bektaşi 365 gün 24 saat ibadet üzeredir.

“Tarikat makamının temsiliyeti zahidliktir. Zahidlerin uğraşı zikirdir. “Hazreti Pir böyle buyurur. Ancak; günümüzde insanlar şeriatı bilmeden, tarikata gark olmadan, marifeti idrak etmeden, hakikat ehli olduklarını düşündüklerinden, Hazreti Pirimizin buyurduğu bu makam temsiliyetlerini yapmaktan gözlerine aldanarak kaçınmaktalar.

Bakınız Cenab-ı imam Ali efendimiz bu gözlere aldanma konusunda ne buyuruyorlar;

“İnsanın zâhirî beş duyusunun en şereflisi, en kıymetlisi gözüdür. Onun her istediği yere bakmasına müsaade etmeyin! Sonra sizi Allah’ı zikretmekten alıkoyar.

Bizler yanılmazlığına iman ettiğimiz kaynaklardan ziyade, gözlerimize aldanarak beşerin yazdığı ve iddia ettiği lafzlara meyledip, Allah’a olan kurbiyyetimizden dûr(uzak) olabilecek mahlukatız. Hakk’ın vahdet ve tevhidini idrak edebilmek; elbet ki doğruyu bulabilmekten geçer. Bu doğru şüphesiz ki; Allah’a yakın olmak ve onun ismi celilelerini idrak edebilerek olur. Hatırlayınız; ikrarınızda doğruluğuna şüphesiz yemin ettiğiniz o kitap bakın ne buyurur;

“Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı yücelerden yücedir” Rahman 55/78

Madem ki; ikrar kıldığımızın yolun kaynağı olan bu kitap yukarıdaki müjdeyi bizlere verir; ne diye o yüce ismi zikretmekten kendimizi alıkoyalım?

Fakiyr araya hiç kendi kelamımızı koymadan; gelin Hazret-i Pirimize danışalım. Kutb’ul arifiyn buyururlar ki;

“Dervişe lazımdır ki; daima zikrullah ile meşgul olsun ve zikrullahın gayrisinden hariç olsun. Halvet, uzlet ve halktan itikafı ihtiyar etsin. Ta ki, zikru’llahda istikamet hasıl olsun ve dünyaya meyli azalsın. Yani dünya muhabbeti kendi zatında yol bulmasın. Ta ki, muhabbetu’llahtan hali kalmasın. Ta ki, zikru’llahın ve muhabbetu’llahın lezzeti müyesser olsun. Nefsi , şeytandan halas bulsun (kurtulsun). Lezzet-i şehevatı terketsin. Ta ki, lezzet-i zikir ve marifet ele gelsin. Bu babda denilmiştir ki: zakir, ancak masiva’llahın zikrinden hariç olandır.”

Şimdi gelin hep birlikte düşünelim. Aranızda Pirevini ziyaret etmiş, pirimizin eşiğine yüz sürmüş canlar var. Ziyaret edenlerin ve okunandan bilindiği üzere Hazret-i Pirimiz çilehaneye girmiş ve erbain çıkarmıştır. (erbain çıkarmak:40 gün çilehanede kalmak). Fakiyriniz her zaman söylerim; Bektaşilik akıl yoludur.Aklın mantık çerçevesinde açıklayabileceği herşey Bektaşilik içerisinde vardır. Şimdi düşünelim ve mantık çerçevesinde cevabını bulmaya çalışalım. Bektaşilikte zikir yoktu da; Hazret-i Pirimiz (haşa) çilehanede 40 gün boyunca mübarek uykularını uyuyup, kutlu bedenlerini istirahat mi ettirdiler?

Erenlerim, canlarım! Hazret-i Pirin erbain çilesinin hatrına, Allah’ın cümlenize ihsan ettiği aklın hürmetine “yok” denene iman etmeden evvel gelin tefekkür edelim. Tefekkür edenler tevekkül ehli olabilenlerdir. Tefekkür edip yine bir cevap bulamayanlardansınız yine Kur’an emri üzerine olup şunu yapınız;

“… Bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.”(Nahl Suresi:43)

Gelin, yine hep beraber tefekkür edelim.Yaşadığımız zaman diliminde birçoğunuz Tarik-i Bektaşiyye’ye ait eski fotoğrafları internet ya da başka vesile ile görmüşsünüzdür. Bu fotoğrafların birçoğuna dikkatlice baktığımızda babaganın elinde duran tespihi ayırt edebilirsiniz. Uhrevi kimliği taşıyanlar için tespih bugün kullanılanın aksine bir aksesuar değildir. Bir tarikat cihazıdır…

Bakınız; Hazret-i Hüdavendigarımız Hacı Bektaş-ı Veli Makalat adı yüce eserinde 4 kapı 40 makamı izah ederken tarikatın sekizinci makamı için ne buyururlar;

“Tarikatın sekizinci makamı ;hırka,zenbil,makas,seccade,tesbih taşımak herşeyden ibret alıp hidayet üzere yaşamaktır”

Cümlenizin de malumu olduğu üzre; tarikatın sekizinci makamı tespih taşıyan dervişan, elbet bunu elinde sallamak için bulundurmuyordu. Bu cihaz Hakk’ın isminin zikri ve ona olan yakınlığın ber-devamı bir araçtı.

Bektaşilikte zikir hafi(sessiz) ve cehri(sesli) olarak iki şekilde yapılmaktadır. Sessiz zikir dervişanın günün her vakti kalbi ile dili arasında olan bir köprüdür. Bu ibadetin kastı vahdettir. Bu vahdetin temsili öğesi tac-ı şeriflerimizin gülüdür. Yani birlik makamını daim zikreden dervişan, bunu başının üzerindeki tacı şerifin en tepesindeki gül ile temsil etmektedir. Bu güle ulaşmak tacı şerifin lengerindeki 4 kapı(şeriat-tarikat-marifet-hakikat) ile vesile kılınmakta, 12 dilimin(12 imam)yolu ile sabitlenmektedir.

Tac-ı şerifin gülüne ulaşma idrakı Hazreti Pirimiz tarafından şu şekilde izah edilmiştir;

“Derviş Allah’ın adını anmayı (zikir) dilinden düşürmemeli ve gönlünde Allah’ın adını anmaktan başka bir şeye yer vermemelidir. Talibin meramı ve şikâyeti Allah’tan başkasına olmamalıdır. Çünkü gönül Allah’ın göründüğü ve baktığı yerdir. Oraya O’ndan başkası için yol yoktur.

İsterim ki, yüreğimden yabancılarla sohbetin kökünü kazıyayım

Gönül bahçemde dost fidanından başkasına izin vermeyeyim

Dünya ve ahiret gamını gönlümden çıkarayım

Ev ya uyumak yeridir ya da dost yeridir

Sabah akşam kendimden geçinceye kadar Allah’ın adını anmakla (zikir)

meşgul olayım.” (Hacı Bektaş Veli, Makalat-ı Gaybiyye)

Canlar! Yoluna serimizi koyduğumuz Hazret-i Pirimiz böyle buyururlarken, biz gibi acizanın ne haddine zikir yoktur diyebilmek. Evet, Bektaşilikte tek tip zikir mevcut değildir. Zikrin adeti sayıya bağlanmaz. Bu sayı karşılığında menfii hiç bir talep üzere olunmaz. Cennet için zikir yapılmaz. Zikrin bir Bektaşi için yegane manası Allah ile bir olmaktır. Allah’ı her dem anmaktır…

Peygamberimiz alemlerin nuru hazret-i Muhammed, İmam Ali’nin yolunu sürenler için şöyle buyurmuşlardır;

“Ey Ali! Ne mutlu seni sevene ve seni tekzip edip buğzedenin de vay haline olsun! Ey Ali! Sen, bu ümmet için ilimsin, seni seven kurtulur ve buğzeden de helak olur! Ey Ali! Ben ilmin şehriyim sen de onun kapısısın! Ey Ali! Sen mü’minlerin emiri ve ayakları ve elleri pak olanların önderisin. Ey Ali! Senin ve senin yolunu sürenlerin zikirleri daha yaratılmadan önce Tevrat’ta mevcuttur”

Ey hoşgörünün ve barışın kutlu yolunun yolcuları! Mensub-u Tarik-i aliye-yi Bektaşiler!

Resulullah’ın bu hadis-i şerifini destekler mesnetini elbette Kur’an-ı Kerimde buluruz.. Bakınız ne der o yüce kitap;

“Yemin olsun, zikirden sonra Zebur’da şunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım vâris olacaktır.”(Enbiya Suresi 105)

Tarikat ehl-i için zikir bir ödevdir. Kişi bu ödevini nefes aldığı her müddet içerisinde bir sonraki kapının açılabilmesi için bir vesile kılmaktadır. Mensub-u tarikat olana mürşidi vasıtasıyla verilen bu ders, sanmayın bireysel bir seçimdir. Mürşid vasıtasıyla muhibbana verilen bu zikir dersleri, namemizin en başında belirttiğimiz üzere Kur’an’da belirtildiğinden ayrı değildir. Bu zikir birçoğunuzun bildiği ve o kutlu gününde duyduğu üzere “iftehlena hayr el bab(hayr kapıları açılsın) diyedir. Gönül perdelerimizin aralanmasına vesiledir. İşte bu aşağıdaki ayete binaendir;

“Bu, ancak alemler için bir zikirdir. Onun haberini bir müddet sonra öğreneceksin.” (Sa’d Suresi 87-88.ayet)

Bazı aşıgan için Bektaşilik çok sıradan ve kolay bir yol olarak algılanmakta. Öyle ki; bu yolu sadece muhabbet meclislerinde oturup, nefesler söylemekten ibaret sanmakta. Oysa Bektaşilik hep denildiği; ancak maalesef idrak edilmediği üzere “kıldan ince, kılıçtan keskince” yoldur.

Bu nameyi okuyanlarınızdan bazıları mübarek ikrar ayinlerinin evveline “ateşten bu gömleği giymemek için hala şansın var, demirden bu leblebiyi yememek için hala şansın var” lafzlarını duydular. Öyle ki devamında “gelme gelme, dönme dönme” telkinine kulak verdiler. Bu öğüt ve telkinlere kulak vermiş iken, bu yolun sadece siret-i demden ibaret olduğu sanmak elbet ki GAFLET’ten öte değildir.

Reddetmek kolaydır imanlarım! Bilmeden, kolayımıza geldiği için reddedip yok saymak, Hazret-i Pirimizi(haşa) karşımıza almak, delalet içinde olmak nadan ehli içindir, tarikat ehli için değil!

Hatırlayınız; ” Haktan görünen münafıkların sözüne, düzmelerine aldanıp erenler yolundan ayrılırsan, mahşer gününde yüzün kara olsun mu? Erenler cellâdı Hacım Sultan’ın gazabı üzerinde olsun mu?” sualine eyvallah dediğinizi unutmayınız!

Maşuğumuz olan Allah’ımızın aşık kulları.! Kulak veriniz.. ! O maşuğun ilk emri olan “ikra” (oku) emrine istinaden kulak veriniz;

“Vay başıma gelene: Keşke falancayı dost edinmeseydim. Andolsun ki beni, bana gelen zikirden o saptırdı. Şeytan, insanı yapayalnız ve yardımsız bırakandır.”(Furkan suresi 28.ayet)

Allah Baki Hû!

El Fakiyr