Tarik-i Bektaşiyye

AHMED SIRRI DEDEBABA SULTANIMIZIN KALEMİNDEN

 TARİK-İ ÂLİYYE-İ BEKTÂŞÎYYE

Cümle fetânet ve akıl sahipleri bilir ki; Yüce Allah’a giden yollar O’nun hâlk ettiklerinin nefeslerinin sayısı kadar olup, varılmak istenen menzilleri tekdir. Ancak, dînî irşadlarını, telkin ve muhabbet yöntemiyle şeyhten şeyhe, mürşitten mürşide bizlere aktaran ulu şeyhlerin isimlerine nispeten, bu tarikatların isimleri çoğalmış, değişik isimler altında aynı menzile varmak için yol almışlardır. Bu durum, mevcut zamana kadar böyle devam etmiştir. Aktarıldığı üzere Doğu’dan Batı’ya yeryüzünde birçok tarikat zuhretmiştir. Bunlar; Kadirîlik, Rufâîlik, Bedevîlik, Dusûkîlik, Sa’dîlik, Halvetîlik, Celvetîlik, Şâzelîlik, Gülşenîlik, Mısrîlik, Mevlevîlik, Bayrâmîlik, Hamzavîlik, Sünbûlîlîk,  Zeynîlik, Şa’bânîlik,  Nakşibendîlik,  Bektaşîlik,  Ni’metullahîlik,  Nûrubahşîlik,  İdrisîlik, Edhemîlik, Hâlidîlik, Haydârîlik, Sûfîlik, Bekrîlik vb gibi turuklardır.

Her kim bu tarikatları araştırırsa hepsinin bir tek menzile ulaşma gayesini görecektir. Bu gaye ki Hakk, doğruluk ve gerçekliktir. Yine görecektir ki, hepsi de tek bir rah üzerinde yürümektedir. O da Hakk’kın rahıdır.. Hepsinin de nizamı, âdâbları, erkânları, bir tek şeyi gerçekleştirmek içindir. Bu da nefsin aşırılıktan, hayvânî duygularından kurtulup, ahlak-ı haseneye ulaşıp, had-ı kemalat mertebesine erişmesini sağlamaktır.

Denilmektedir ki; bu tarikatların hemen hepsi tedrisat ve iradatı yönünden iki ana kısma ayrılırlar. Bazıları hafî(gizli zikir) yapan zata göre doğup gelişmişlerdir.

Diğer bazı tarikatlar da cehrî(açık zikir) yapan Allah’ın aslanı efendimiz Hz. Muhammed’in amcasının oğlu ve damadı, velayet nurunun kaynağı Ebû Talib’in oğlu imam Ali a.s (Kerremallahü vech /Allah onu şereflendirsin)’dir. Onun mübarek ve izzetli  adı da yüce kitabımız Kur’an’da şöyle geçmektedir:

“Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanlar yok mu, onların ecirleri, Rableri katındadır ve onlara ne korku vardır, ne de mahzun olurlar..”[1]

Yüce tarikatımız Bektaşîlik, her iki koldan birden sürmüş. Hafî zikir bakımından ise aşağıdaki silsileyi takip edip gelişmiştir. Bu silsile şöyledir:

Peygamberlerimizin ailesinden saygılı Selmân-ı Fârisi (s.a) efendimiz(Kaddesellahu sırrahu)

  • Hakkı söyleyen imamların efendisi Muhammed Bâkır’ın oğlu Cafer-i Sadık( s.a) Allah ondan razı olsun efendimiz
  • Ariflerin Sultanı Ebû Zeydü’l-Bestâmî, İsa oğlu Tayfur(Kaddesellahu sırrahu=Allah sırrını yüce kılsın)
  • Şeyh Ebû Hasan el-Harkânî, Ca’fer oğlu Ali (Kaddesellahu sırrahu)
  • Ebû Ali el-Ferâmîdî, Muhammed et-Tûsî oğlu Fazl (Kaddesellahu sırrahu)
  • Eyyûb oğlu Yusuf el-Hemedânî (Kaddesellahu sırrahu)
  • Muhammed el-Hanefî oğlu Ahmed el-Yesevî (Allah (Kaddesellahu sırrahu)
  • Lokmân el-Horasânî (Kaddesellahu sırrahu)
  • Nurun timsali, tarikatlarımızın şeyhi, Horasanlı Veli, Hacı Bektaş diye bilinen İbrahim Ata oğlu Seyyid Muhammed (Kaddesellahu sırrahu)

Buradan da anlaşıldığı üzere, kadim Tarik-i Bektaşiyye Muhammed Bâkır (s.a)’dan gelen altın bir silsile ile birleşmektedir.

ALTIN SİLSİLE

Yüce Bektaşî Tarikatımıza mensup olan her sâlikin  gerek hafî (gizli) gerekse cehrî (açık) zikir yolunu benimseyen her kolunun isimlerini bilmesi gerekir. Bunlar değişik yollardan altın silsileyle birleşmektedir.

Burada altın silsile olarak On iki İmam’dan bahsediyoruz. Zira onların makamlarının yüceliği, mertebelerinin yüksekliğinden mütevellit isimlerini altın silsile olarak tanımladık.

Bu altın silsilenin özü ise, Cenab-ı İmam Ali (Kerremallahü veche=Allah onu şereflendirsin) efendimizdir. Aşağıda sana bu silsileyi sunuyorum. Onu iyi öğren ey mürid!

  • Ebû Talib’in oğlu Ali a.s (Kerremmallahu veche= Allah onu şereflendirsin)
  • Efendilerin efendisi Ali oğlu İmam Hasan a.s (Radıyallahü anh= Allah ondan razı olsun)
  • Şehitlerin efendisi Ali oğlu İmam Hüseyn a.s (Radıyallahü anh)
  • Şereflilerin efendisi Ali oğlu Zeynel-Âbidîn a.s  (Radıyallahü anh)
  • İyilerin Efendisi İmam Bâkır Zeynel-Abâ oğlu Muhammed a.s (Radıyallahü anh)
  • Âriflerin efendisi, üstün kişi Muhammed Bakır oğlu İmam Câferu’s -Sâdık a.s (Radıyallahü anh)
  • Âlimlerin Efendisi Caferu’s-Sâdık oğlu İmam Mûsâ Kâzım a.s (Radıyallahü anh)
  • Temiz ve saf insanların Efendisi Musayı Kazım oğlu İmam Ali Rıza a.s (Radıyallahü anh)
  • Allah’tan korkan muttakîlerin efendisi Ali Rıza oğlu İmam Muhammed Cevâd Takî a.s (Radıyallahü anh)
  • Vefalıların, Allah’a verdiği sözü tutanların efendisi Muhammed  Cevad  et-Takî oğlu Ali en-Nakî a.s  (Radıyallahü anh)
  • Şeref ve İhsan sahibi kişilerin efendisi Aliyyü’n-Nakî oğlu İmam Hasanü’l-Askerî a.s (Radıyallahü anh)
  • Seçkinlerin Efendisi tüm zamanlarda en büyük evliyası, Allah’ın sevgili kulu Hasanü’l-Askerî oğlu İmam Mehdî (accil ferecehum)

Bir  salikin evvela  mensubu  olmakla  şeref  duyduğu  din-i İslâm’a ait  hususları iyi  bir  şekilde  bilmesi gerekmektedir. Zîrâ sadık bir müridin girdiği ilk kapı şeriat kapısıdır. Çünkü şeriat tarikat-ı âliyeye girmek için ilk şarttır. Şeriat dediğimiz şey de mâlum olduğu üzere din-i İslâm’ın emirlerini bilmek ve yaşamaktan ziyadesi değildir. Bir mürid bütün bunları bilip, uyguladıktan sonra tarikat yoluna girmiş olur.

Bir başka ifade ile bir kişi, dinin emirlerini uygulayıp, yasaklarından da kaçınmak suretiyle şeriat kapısından tarikat kapısına intikal edebilir. Allah-ü Teâlâ Hazretleri şeriat kapısından girip tarikata intisap eden müride, marifet ve hakikat kapılarından geçmesinde mutlaka yardım edecektir. Bu iki kapı, yani hakikat ve marifet,  dinin  gerekliliklerini yerine  getiren  ihlas sahibi kişiler için bir lütuf ve hayr hükmündedir.

Her  Müslümanın  malumu olduğu üzere, İslâm  beş  esas  üzerine  kurulmuştur:  Allah’tan  başka  yaratıcı olmadığına  ve Hazret-i Cenab-ı Muhammed(s.a.a)’in onun peygamberi olduğuna şahadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan ayında oruç tutmak ve gücü yetenlerin hacca gitmeleridir. İslâm’ın şartlarından ilki olan kelime-i şahadet her Müslümanın gece ve gündüz dilinden düşürmemesi gereken bir zikirdir. İkinci şart ise, Allah-ü Teala’nın emri olan beş vakit namazı[2] vaktinde kılmaktır. Bu hususta yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:  

“Akşama ulaştığınızda, sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbîh ediniz.”[3]

Başka bir Ayet-i Kerime’de  ulu  Allah şöyle buyurur:

“Gündüzün güneş dönüp gecenin karanlığı bastırıncaya kadar namaz kıl; bir de sabah namazını. Çünkü sabah namazı şahitlidir..”[4]

Şerefli peygamberimiz mübarek hadis-i şeriflerinde :

“Namaz dinin direğidir, kim onu kılarsa dinini düzeltmiş, onu yüceltmiş, kim de onu kılmayı terkederse dinini yıkmış olur.”

Din-i İslâm’ın diğer şartlarından olan hac, zekat, oruç da bu şekildedir. Hepsi de dinin şartı, temelidir. İmanlı bir müridin bütün bu şartlara harfiyen uyması bunlardan birinin uygulanmasında asla ihmalkâr olmaması gerekir.

Bektâşî Tarîkatının Doğuşu

Yüce Rabbimiz cümlemizi hayırlı işlerde muvaffak eylesin ey kardeşim! Bil ki, bu tarikatın bânisi, saf ve pak serçeişmesi Hünkar Hacı Bektaş el-Horasânî demekle bilinen seyyid Muhammed Efendimizdir.

Hünkar Hacı  Bektâş  Veli  Hazretleri  Horasan  vilayetinin Nişabur  şehrinde  doğmuş  ve  orada  yetişmiştir.  Horasan meliki II. İbrahim’in oğludur. Annesi ise, Şeyh Ahmed adlı Nişaburlu bir âlimin  kerimesi olan Hatem Hatun’dur. Pirimiz, daha çocuk çağlarınday yaşıtlarından takva yönüyle, karakter ve mizaç olarak ayrılmış, bu yöndeki üstünlüğü bariz bir şekilde belirmiştir.

Asrınının ilim erbabının şeyhi olan Hoca Ahmet Yesevî’nin halifesi Şeyh Lokman’dan ilim öğrenmiştir. Bu  zat,  takvası,  mütedeyyinliği vedaha  bir çok  üstünlüğü  ile tanınmaktaydı.

Hünkar Hacı Bektaş Veli Hazretleri hocasından fennî ve dînî ilimler tahsil etmeye başlayınca, manevi üstünlüğü hocası tarafından hemen farkedilmişti.

Hocası yeni bir derse başladığında, o bütün dersi hızlı bir şekilde idrak edip bir başka derse geçmeyi arzu ediyordu. Diğer  talebeler aynı  dersleri  okumak  için  aylarca  çalışarak  ancak ona yetişebiliyorlardı.

Bir demde Hünkar Hacı Bektaş Veli efendimiz hocasından dersini tamamladıktan sonra Allah’la başbaşa kalmayı tercih etmiş, bir yerde  yalnızlığa  çekilmiştir. Uzun  bir  süre  kendini  ibadete  verdikten sonra, büyük  Şeyh  Ahmet Yesevî Hazretleri’nin maneviyatı ile hemhal olur. Ahmet Yesevî Hazretleri kendisine; “Senin için Sulucakarahüyük’ü vatan olarak seçtik” diyerek onu Anadolu’ya göndermiştir.

Hünkar Hacı Bektaş Veli Şeyhinin bu sözünü işitince, hemen onun telkin ve işaretine uygun olarak, evvela Necef’e giderek, Hazret-i Cenab-ı İmam Ali efendimizin kabrini ziyaret ederek, kırk gün yüce hazretin yanında halvette. Orada kaldığı süre içinde her zamankinden daha fazla ibadet ve zikir ile meşgul olan Koca Pirimiz, oradan Mekke’ye geçerek haccını tamam eyleyerek [5]burada üç yıl kaldı. Mekke’den Medine’ye geçerek, Peygamberimizin mübarek kabrini ziyaret ettti. Bu seferleri sırasında kırkar gün Şam ve Kudüs’te kaldı. Daha sonrasında Halep’e ve oradan da Bustan mevkiinde bulunan Ashâb-ı Kehf’in mağrasını ziyaret etti. Hünkar Hacı Bektaş Veli Hazretleri,  Şeyhinin işaret ettiği Sulucakarahüyük köyüne varıncaya kadar yolu üzerinde ne kadar evliya, makam, türbe varsa hepsini ziyaret ederek Sulucakarahüyük’e ulaştı. Oraya ulaşınca irşad görevine başladı. Kısa sürede fazileti ve ilmiyle insanları etrafında toplayan pirimizin manevi namı civara yayıldı.Pirimiz, Sultan Orhan Gazi zamanına kadar, yani 837(Hicri) /l433(Miladi) yılında canını cananına teslim edinceye kadar insanları irşad etmeye, dini telkinlerini yazmaya devam etmiştir.

“Bektaşîlik” kelimesi onun ahirete gidişinin ebced hasabıyla tarihine karşılık vermektedir. Yüce Veli, kendisinin ardından yaklaşık üçyüzaltmış halife bırakmıştır. Bunların en bilinenlerinden ilki: Seyyid Cemaleddin Sultan’dır. Kendisi Balıkesir civarında sırlıdır. İkincisi, Kolu Açık ismiyle bilinen Hacım Sultan da denilen Şeyh Receb’tir. Bu zat da kendi adıyla anılan, Uşak şehrine üç saat uzaklıktaki bir köyde sırlıdır. Şeyh Receb aynı zamanda Hacı Bektaş Hazretlerinin amcasının oğludur.

Üçüncüsü, Hacı Bektaş Hazretlerine abdest aldırma hizmetini görmüş, “İbrik Sahibi” diye anılan Sarı İsmail’dir. Bu zat da Denizli’nin Tavas bölgesinde sırlıdır.

Dördüncüsü ise, Ulu Şeyhin hizmetinde bulunmuş olan Resul Baba ismindeki evliyadır. Resul Baba ise Altuntaş yöresinin Beşkarış bölgesinde sırlıdır. Yüce Allah hepsinden razı olsun ve himmetlerini üzerimize sayeben etsin.

Büyük  Şeyhin Velayetname isimli  muhteşem  eserinde  kendi  hayatı  ve  menkıbeleriyle  ilgili  bir  çok  bilgi bulunmaktadır. İsteyen kardeşlerimiz oradan bu yüce yolun özelliklerini ve ulularına ait menkıbelerini okuyabilir.

Tarikatımızın Şeyhlik Silsilesi:

Tarik-i Bektaşîyye tarihini tahkik eden birisi, bu kutlu tarikatın bânisinin hiç evlenmemiş olduğunu görecektir. Hünkar Hacı Bektaş Veli’den sonra tarikatın şeyhlik makamına İdris oğlu Şeyh  (Hızır Lâle Sultan),  ondan sonra  Hızır  Lale  oğlu  Şeyh  (Resul  Bâlî Sultan), ondan sonra da Resul Bâlî oğlu Şeyh (Yusuf Bâlî Sultan) geçmiştir. Bir süre böyle devam şeyhlik, nesilden nesile, babadan oğula geçmişti. Bu dönem tarikatımızın tarihinde “Çelebi Ailesi” adıyla anılır. Bu dönemin sonunda altıncı postnişinimizin yani Balım Sultan’ın oluşturduğu ve kendilerine “Baba”,(yani manevi baba anlamına gelen) sıfatıyla anılan ve sadece evlenmemiş dervişlerden oluşan, babası şeyh olmayan bir topluluk, tarikatı sürdürmeye başlamışlardır.

Mücerred (Hiç evlenmemiş) dervişler, dünyanın zevk ve eğlencelerinden elini çekmiş, sadece ibadet ve zikirle meşgul olan müritten topluluğundan oluşmaktaydı. Bunlar büyük tekkelerde ikamet ederler, başlarında ise, kendi içlerinden seçilen, ulu bir şeyh bulunurdu. Bu şahıs diğer müritler için baba yerine geçiyordu. Bundan mütevellit o şahsa “Baba” diye hitap ederlerdi.

Balım Sultan Hakk’a göçtükten sonra, Çelebi Sülalesi ile Mücerred dervişler arasındaki şeyhlik tartışmaları şiddetlendi.  Dervişlerin çoğu geçim dara düşerek, aç ve açıkta kaldı. Yaklaşık otuzaltı sene, Mücerredîn denilen dervişler başsız kaldı. Bu durum, devlet adamlarından güç ve iktidar sahibi iken, masivayı terkedip, dervişliğe soyunan Sersem Ali Baba’nın tarikata girmesine kadar devam etmiştir. Sersem Ali Baba tarikata girdikten sonra hiç evlenmedi ve daim ibadet ile meşgul oldu.. Dervişler onun etrafında toplandı. O da onların liderliğine soyundu. Böylece otuzaltı yıllık kopukluk onun manevi birliği sayesinde yok edildi. Bundan sonra dünya zevklerinden yüz çevirmeleri ve tekke işlerine daha fazla zaman ayırmalarından mütevellit şeyhler, Mücerredîn’den seçilmiştir.

El-Müzekkeretü’t Tefsiriyye li şerhi’t Tarikati’l âliyyet’il Bektaşiyye

1949-KAHİRE


[1] Bakara Suresi 274

[2] Tercemânnâme-i Mehmet Ali Hilmi Dedebaba’da bulunan namaz niyetleri;

Niyet-i Salâti’l-Fecr (Sabah Namazının Niyeti) :Usalliye ferzü’s-sübhi rik‘ateyni li-vücûbihi kurbeten ilâ Allahi te‘âlâ

Niyet-i Zuhr(Öğle Namazının Niyeti):Usalliye ferzü’z-zühri erba‘atü rik‘atin li-vücûbihi kurbeten ilâ Allahi te‘âlâ

Niyet-i ‘Asır (İkindi Namazının  Niyeti):Usalliye ferzü’l-‘asri erba‘atü rik‘atin li-vücûhi kurbeten illâ Allahi te ‘âlâ

Niyet-i Mağrib (Akşam Namazının) Niyeti):Usalliye ferzü’l-magribi selâsetü rik‘atin li-vücûbihi kurbeten illâ Allahi te‘âlâ

Niyet-i ‘İşâ (Yatsı Namazının Niyeti) Usalliye ferzü’l-‘işâ li-vücûbihi kurbeten ilâ Allahi te‘âlâ

[3] Rum Suresi 17-18

[4] İsra Suresi 78

[5] Pirimizin haccını tamam eylemesine işareten, kadim tarikatımızda bir Halife, dedebaba seçildiğinde evvela haccını tamam eylemektedir.