Kırkbudaklı Şamidan’a dair

Hü Dost!

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Aşıgânın, sadıgânın,abdalânın, bağrı yanıkların yüreğine aşkı zerk edene salat û selam olsun…

Sürüp hak-ı der-i dergah-ı Pir’e yüzün ey aşık,

Uyandır kal kandilin Balım Sultan çerağından

              Mehmet Ali Hilmi Dedebaba

Tarik-i Bektaşiyye’de var olan İslam esaslı inanç sistemi, tasavvufi yorum ile kandil ve şamdanların önemli bir unsur olarak yaşatılmasına neden olmuştur. Bektaşilik Kuran’ı anlayabilmek ve anlatabilmek için evvelinde bunu gözle görünür hale getirir, yaşamın bir parçası yapar ve devamında idrak kanalını açar. Bu sebeple Tarik-i Bektaşiyye erkânında bulunan her türlü uygulama ve öge Kur’an kaynaklıdır. Zahid ve Rind’in kavgası da burada başlamaktadır. Zahid her türlü icraayı görünür; yani zahiri ile anlama arzusundadır. Rind meşrep olanlar ise zahiren gördüğünü batınen idrak etmenin serüvencisidirler.

Bektaşi tarikat adabında ve erkânında yer alan kandil,şamdan, çerağ ögeleri şüphesiz ki Kur’an merkezlidir. Zira bakınız yüce kitabımızda neler buyurulmaktadır;

“Allah göklerin ve yeryüzünün nurudur.O sanki taht üzerine konmuş bir çerağdır. Billur bir kandil içinde yıldız gibi parlamaktadır. O çerağın yağı mübarek bir ağaçdan çıkar. O mübarek ağaç, öyle bir zeytin ağacıdır ki; ne doğuda ne de batıda bulunmaz. O çerağın yağına ateş dokunmasa bile kendi kendine uyanıp ışık saçar. Çünkü, o nurların üstünde bir nurdur. Allah, insanları o nur ile doğru yola iletir. İşte Allah, insanlara böyle örnekler getirir. O; gizli açık her şeyi bilir” Nur Suresi 35.Ayet

Bu ayetten yola çıkarak fakiyr ışık saçan ögeler üzerine Tarikat kaynaklarına dayanarak izahatlarda bulunmayı, değerli zamanınızı alacağım için affınızı talep ediyorum.

Koca Pirimiz Kutb’ul Arifiyn Kaddisallahu Sırruh’ul âli(Ariflerin Kutbu, Allah sırrını âli eylesin) efendimiz, Hüdavendigarımız Hacı Bektaş-ı Veli efendimiz, yolunu sürenlere bırakmış olduğu değerli mirasından Vilayetname adlı eserinde kırkbudaklı şamdan üzerine şöyle bir işarette bulunmaktadır;

Hacı Bektaş Genç Abdal’ı, nezirini alması için Hint diyarını yollar. Genç Abdal o diyardı bir bacıya aşık olur. Bacıyı da alarak Pirinin yanına gelir. Nikahları kıyılır ancak gelin Pir’i için getireceği hediyeyi Hint diyarında unutmuştur. Bu hediye Kırkbudaklı şamdandır. Hazreti Pir duvarı eli ile yararak şamdanı çıkarıp “bu mudur?” diye sorar. Manzum Vilayetnamede durum şöyle ifade edilir;

Yarılub divar hemân bir el çıkar

Pes Genç’i göğsünden dutup yıkar

…. Didi şeyhümdür benim ol er kişi

Heb keramettür hâli istifsar kılur verir.

Işık(çerağ) Bektaşi tarikatı için Ahmed Yesevi Hazretleri’nin,Pirimiz Hacı Bektaş Veli’ye çeyiz olarak teslim ettiği emanetler arasında yer almaktadır. Bunu sembolize etmek için Bektaşi meydanlarındaki çerağı ele almak faydalı olacaktır. Bu ele alışı Tarikatımızın kuralı gereği fakiyr burada izah edemiyorum; ancak aranızda meydan görmüş olanların bunu çok iyi idrak edebileceğini düşünmekteyim. Hak erenler bu aydınlanmayı dileyenlere de nasip edilen vakitte feyzlenmeyi nasip eylesinler.

Tarihi kaynaklara baktığımızda kırkbudaklı şamdanların Pirevi ve halifelik makamlarında olduğu anlaşılmaktadır. Fakiyrin aciz tespitlerine göre Pirevi haricinde, Mısır Megavari Tekkesi’nde ve İstanbul Şahkulu Sultan Tekkesi’nin meydan evinde kırkbudaklı birer şamdan mevcut idi. John Birge 1937’de yazmış olduğu “The Bektashi Order of Dervishes” adlı eserinde zamanında Bektaşi tekke ve dergahlarını bizatihi dolaşarak çok değerli bilgilerin günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Bu bilgiler arasında Kırkbudak üzerine şöyle bir bilgi aktarır; (aslı ve Türkçesi ile aktarıyoruz)

“..Such a chandelier is rarely found in tekkes, the one in the circular meydan at Merdivenköy being the most famous one“(Tekkelerde böyle bir şamdan nadiren bulunur,Merdivenköy’ün yuvarlak meydanında(meydanevinde) bulunanı çok meşhurdur)(Sayfa266)

Yukarıdaki izahattan Kırkbudaklı şamidanın nerelerde bulunduğuna dair bir veriyi anlayabiliyorken, Yüce Tarikatımızın talana uğramış mukaddes tarihi üzerine de verilere ulaşabiliyoruz. 1937’de yazılan bir kitapta Şahkulu Sultan Tekke’sinde çok ünlü bir kırkbudaklı şamidanın varlığını öğrenirken bugünümüze maalesef ulaşmadığı anlayabilmekteyiz.

Pir Evi ziyaretlerinizde, biri Pir meydanında bir diğeri ise Pir-i Sani Balım Sultan meydanında iki adet kırkbudaklı şamdanı görmek birçoğunuza nasip oldu şükürler olsun. Bunlardan ilki olan Pir meydanındaki şamidanın yapılma tarihine istinaden bir bilgi bulunmamaktadır. Yegane sahip olduğumuz bilgi şamidanın bir tamirattan geçtiği, bu tamiratın Hacı Türabi Ali Dedebaba Kaddesallahu Sırru’hul Mennan efendimiz tarafından yapıldığıdır. Bunu şamidanın alt bölümündeki yazıdan anlayabilmekteyiz.  

Alt bölümdeki yazıda şu yazmaktadır;

“Der asr-ı el hâc Türâbi Ali Dedebabayı tecdîd

El Seyd Ahmet Visâli Belgrâdi eyledi ta’mir -i tecdîd 1284 sene fi 15 câ” (1284=1867)

Pir-i Sani efendimiz Balım Sultan hazretlerinin meydanındaki şamidan ise bir vakfıyedir(yaptırılmış ve vakfedilmiş). Bu vakfıye birçok Bektaşi ve Bektaşi olmayan kardeşimizin çok yakınen duyduğu bir isim tarafından vakfedilmiştir. Allah ruhunu ve sırrını kutsasın Mehmet Ali Hilmi Dedebabamız efendimiz bu vakfiyede bulunarak biz acizana bir işaret vermektedirler. Pir-i sani meydanında bulunan şamidanın alt bölümünde şu vakfıye kitabesi bulunmaktadır.

Vakfıyede yazanı nazarlarıma naklediyorum;

“Balım Sultan kaddese sırrahu el – mennân Efendim hazretlerinin türbesi şerâfet- pezîr âliyâların Der – sa‟âdetde Şâh kûlu sultan Hazretlerinin post – nişini Ali Hilmi Kullarının vakf eylediği şem’idândır. 1286 sene Rebîyü’l – evvel gurrâni” (1286=1869)

Hak Erenler dedebabalarımızın meydan yerlerine olan bu hizmetlerini kabul eylesinler. Peki bu hizmetin sebebini gelin hep birlikte düşünelim. Bektaşiliğin ilmi ve batıni tahsilini yapmış Türabi ve Hilmi dedebabalar niçin kırkbudaklı şamidana ehemmiyet verdiler ve bugünlere ulaşması için çaba gösterdiler.

Namemizin başında da belirttiğimiz üzere, “Bektaşilik Kuran’ı anlayabilmek ve anlatabilmek için evvelinde bunu gözle görünür hale getirir, yaşamın bir parçası yapar ve devamında idrak kanalını açar”

Gözle görünür olmasında Kırkbudaklı şamidanın ehemmiyeti ne idi? Dikkat edilirse Kırkbudaklı şamdanların formu “ağaç” özelliğini taşımaktadır. Ağaç kültü Bektaşilik için çok önemli bir değere sahiptir. Vilayetnamede ağaç ile ilgili şunlara rastlarız

“Hacı Bektaş Sulucakarahöyük’e ilk geldiği zamanlarda halk tarafından iyi karşılanmaz; çünkü kimse onun gerçek bir veli olduğunu anlamaz. Bu nedenle köyü terk etmesine karşı çıkmazlar. Gerçeği anladıkları zaman ise hep birden peşine düşüp onu geri getirmek isterler. Hacı Bektaş gelenlerin elinden kurtulmak için yakındaki “Hırka Dağı” denilen yüksek bir tepenin üstünde bulunan bir ardıç ağacının yanına ulaşır. Ardıçtan kendini saklamasını ister. Ağaç hemen dal ve yapraklarıyla bir çadır biçimini alır ve Hacı Bektaş’ı içinde saklar. Gelenler kimseyi bulamazlar. Böylece halkın elinden kurtulan Hacı Bektaş, ağacın altında kırk gün çile çıkarır, ibadet ve riyazat yapar”

Gerçek olan Hacı Bektaş Pirimiz kendisini bir ağaçta “sır” etmişlerdir. O sırrı reddenler Hünkar’ı idrak edememiş ve görmekten men edilmişlerdir. O ağacı görene, içindeki gerçek ile ateşini yakıp aydınlanabilene ne mutludur!

Bakınız Pirimizin bu tatbikinin kaynağı, Kur’ân’da ne şekilde beyan edilir;

“Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.”(Yasin 80.ayet)

İşte bu sebeple Bektaşiler o yeşil ağacın hürmetine kırk budaklı şamidanlarının budaklarındaki çerağları gözle görünür olarak uyarırlar ve sonrasında Hakk’tan gerçek aydınlanmayı dilerler.

Bu gerçek aydınlanmayı da kırkbudaklı şamidanların en tepesinde bulunan “Elif-i Tac” ile görürüz. Elif-i Tac-ı Şerifi bildiğiniz üzere fenafillah makamına ulaşmış Koca mürşidimiz kuşanmıştır. Öyle ki günümüzde Bektaşiler Pirimize edeben elifi tacı fahir olarak kullanmazlar. Dikkat edildiğinde kırkbudaklı şamidanların tepesine elif-i taclar nakşedilmiştir. Bunun manası şüphesiz ki Hakk’ın gerçekliğidir.O’na ulaşmaktır…

Biraz önce de belirttiğimiz üzere uygulanan gerçeklik(zahiri) görünmeyen gerçeğin(batini) idrakı içindir. Uyarılan kırk çerağın en tepesinde bulunan Elif-i tac “hiç”lik makamının sembolize edilmiş halidir.

Gelin fakiyrin bu yazdıklarını neye istinaden yazdığını Kur’an-ı azimuşana danışarak idrak etmeye çalışalım. Bakınız; Lokman Suresi 27.ayette Hak Teala buyururlar;

“Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- mürekkep olsa, yine de Allah’ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Hazretlerin biz acizana ulaştırmak için türlü cefalar çektiği Kırkbudak, biz gerçeğin talepkârlarına ne pagandan ne de firavundan kalan bir objedir. Kırkbudak sembolü Hakk’ın mevcudatının zahiren anlaşılması ve nihayetinde kişinin kamiliyet ile onu kendisinde bulabilmesi için bir anahtardır. Görünürden görünmeyene açılan bir kapıdır..Gerçeği içinde “sır” eden bir ağaçtır!

Zamanında bir canımız fakiyre “nerede teslim taşına benzeyen bir obje görsem köşelerini sayar oldum. Acaba sebebi nedir? ” diye sual ettiğinde, kendisine acizane şu cevabı vermeye çalışmıştık;

“Evlat,o günü hatırlamıyor musun? Ne yöne dönersen dön Doğudan batıya, arzın her yönü Allah’ın görüntüsüdür.(Bakara 115). Ne mutlu sana ki; yolumuza işaret eden bir zahiri gördüğün vakit Hakk’kı hatırlamaktasın.”

Canlar, Erenler, Aşıklar, Sadıklar,Bağrı yanıklar! Bu yol öyle yüce bir yoldur ki; bu yolun erenleri sizler gibi dünyanın her yanına bu yolu taşıyabilmek için can-baş feda olmuş, koç-kuzulu kurban oluben serlerini feda etmişlerdir. ve bir taşa dahi işaret bırakarak “burada biz var idik” dercesine bugünlerin aşıklarına umud olmuşlardır. Bu sebeple Hak erenlerden bu aciz û pür taksir kulunuzun niyazı şudur ki; her nereye bakarsanız bakınız Hakk’ı göresiniz. Bilmediğiniz konuda cevap veruben “ona ve şuna bağlı” diyerek alimlikten ziyade Hakk’kın gerçeğini zikredesiniz.

Cümlenize aşk-ı niyaz eder, Hakk’ın varlık menzile ulaşmayı talep eden kademleriniz altından bûs ederim.

Allah Baki Hü!

El Fakiyr