Hüseyin Albayrak, “Şerh-i Latife-yi Hace Nasreddin” ile bizlerle

ŞERH-İ LATİFE-Yİ HACE NASREDDİN

*LATİFE

Günlerden bir gün Nasrettin Hoca eline yoğurt mayası bakracını alıp göle doğru yola koyulmuş. Gölün etrafında piknik yapan köylüler Hoca’ya dikkat kesilmişler. Hoca Nasrettin başlamış yoğurt mayasını göle kaşık, kaşık çalmaya. Köyüler şaşkınlıkla izlerken, içlerinden biri Hoca’nın yanına varmış.

– Hayırdır Hocam? Ne yapıyorsun böyle? diye sormuş.

– Göle yoğurt mayası çalıyorum, demiş.

– İlahi, hocam, hiç göle maya çalmakla göl maya tutar mı?

– Hoca Nasrettin O nüktedan cevaplarından birini daha vermiş;

– Ya tutarsa!

ŞERH

Pes iş bu makalede Hace Nasreddin hazretlerinin müşarünileyh ol latifesi fakirin indi nasiplenmeleri muvacehesinde şerh edilmeye gayret edilmiştir. Arz oluna.

Gölden murad âb’dur ki mârifetullah ola. Çün Hz. Pîr Hünkâr Hacı Bektâş Velî efendimiz buyurmuşlardır ki çâr anasırdan âb dedükleru mârifet bâbının ahvalin beyân eyler. Mâye’den maksad ise âdemün mâyesi yani ki özüdür. Öz dedügün zat-ı rahman´nın kendü ruhundan âdem´e nefhyettügü nefesidir ve dahi kişi kendü kabı mikdarınca nefes-i rahmanı tazammun eder ki mezkûr kap, latifede bahsolunan bakraçdır.

Hace’den maksud ise kişinin seyrü u sülûku deyu vasf olunan seyâhat-ı mâneviyyesinde o’na râhber olan bir üstâzdır. Bu üstâz, kişinün mâyesin, mârifetullah ile yoğuran er kişi ola.

Nasreddin ki lugavî manası dine yardımı dokunan kimesne demektir. Nasr kelimesi dahi iki manaya gelir olup evvelen yardım eden saniyyen yağmurun her yeri sulaması manasına mündemiçtir. Din kelimesi ise borç manasına gelür.

Nasr ıstılahı, sure-yi Saff:13 de geçer olub “Nasrun minallâhi ve fethun karîb – Allah’tan bir yardım, çok yakın bir fetih” manasın taşır. Velhasıl Nasreddin; salikin cenâb-ı Hakk´a olan borcunu ödenmesinde o´na destgir olan mürşid-i kâmil ola. Sual olunsaki “bu borç ne ola?” El cevap; Emanet-i ilahi olan nefes-i rahmandır.

Pes Nasreddin ki iş bu emânet-i ilâhî olan nefes-i rahman´ı taşıyan âdemün, bu emaneti bi-hakk´ın idrak edip o´na hâlel getirmemesi idrakini kesbedilmesine muin olan mürşid-kamil olan kimesnedür ve dahi rahmet-i rahman olup salikin gönlünü rahmet yağmurları ile sular yani ki o´nu marifetli kılar.

Suâl edenden maksad mâyesi bozuk olan ağyar u nâdân kimesnedür. Öyle ki üstâz kişi bu nâkıs suâle, “insanlara akıl seviyelerine, istidat ve durumlarına göre hitap edin” hadisi mucibince sâilin şekk u güman ile mülevves olan fehm u idrakünün mertebesine mukabil olarak cevab eylemiştir. Çünkü köylüden maksad şehrin haricinde bünyat olunmuş köyde mukim ola kişidür yani ki taşrada olandır. Taşra ki şehirden ırak olan bir mekân ola. Hasılı “*Ene medinet ül ilmu ve aliyyen babuha – Ben ilmin şehriyim, Alî o´nun kapısıdır” hadisi fehvasınca ilim şehri dedikleri Muhammedî-Aliyyevî irfâna bigâne kimesne olandır köylü dedügün vesselam.

Yoğurt dedügün ise aslı süt ola. Süt ıstılahı-irfânîde ilm-i ledün’e remz ola. Böylece yoğurt marifetullah ile ilm-i ledün’ün hâl-i cem’idir.

Mayenin göle çalınmasından murad salikin “men arefe nefse hu fekad arefe rabbe hu – nefsine arif olan rabbine arif olur” sırrını fehm edebilmesine kapı açılmasıdır. Ol bab´dan içeru girildiği vakit mâye tutmuş ve dahi ol göl´e yeşil ördek gibi dalınmış ola

Bâdehû vakt-i merhun olup zâmân kemâle vâsıl olunca mâye tutup yoğurt ola ve dâhi o yoğurt kemâl-i hizmet ile’n hemân Âlî sofrasına getirile. Akabinde lezzât ile bandıra bandıra kaşıklanıp yenile.

*Hace Nasreddîn Fıkraları

Hüseyin Albayrak