Sevgi Muhabbet Kaynar Ocağımızda 24.08.2016..

Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever

Her kimün âlemde mıkdârıncadur tab’ınde meyl Men leb-i cânânumu hızr ab-ı hayvânın sever

Başa dem düştükçe taksîr eylemez eyler meded Ol sebebden muttasıl çeşmüm ciger kanın sever

Müşg-i çîn âvâre olmuşdur vatandan men kimi hansı şûhun bilmezem zülf-i perîşânın sever

Şu ki ser-gerdân gezer başında vardur ki hevâ Gâlibâ bir gül-ruhun serv-i hırâmânın sever

Akıbet rusvâ olub mey-tek düşer il ağzına Kim ki bir ser-mest sâkî lâ’l-i handânın sever

Nolacakdur terk-i ışk etme fuzûlî vehm edüb Gâyeti derler ola bir bende sultânın sever

Her can karşıdaki sureti kendi katarınca görür ve değerlendirir. İyi veya kötü olarak görüp değerlendirdiğimiz her türlü yargı kendi öz yargı mekanizmamızın dışa vurumudur. Şairlerin üstadı ve muhibb-i hanedanı ehlibeyt Fuzuli’nin yukarıda nakledilen şiirinde de anlatıldığı gibi; kişi cananı tüm şer ve hatadan soyutlayarak severken aslında Rab’bi sevmenin kapılarını açmıştır. Çünkü kötülüklerden arındırıp sevme meylini verdiğimiz her türlü fiiliyat Allah’ın yarattığını sevmek ve dolayısıyla Allah’ı sevmekle eşdeğerdir. Sevginin amaç olarak edinildiği her türlü ortam ve zamanda, nefretin tüm ırmaklarının sevgi okyanusunda kaybolması ebedi bir sonuçtur. Yüreklerimizde kin, nefret ve zapt edemediğimiz her türlü nefsani fesatın gönlümüzden çağlayan ırmaklara aktarılması, sevgilerin buluştuğu dem ve anlarda kendini aşk’a dönüştürür. Aşkı daim diri tutmak, mensub-u Bektaşi’nin günde 24 saat ibadetinin bir zaruretidir. Nasıl ki sofu besmelesiz salatına başlamıyorsa mensub-u Bektaşi de aşksız yola koyulmaz, lokmasını almaz, sohbetini açmaz. Demirden bir leblebi sıfatıyla özdeşleştirilen yolumuza dahil olup dervişlik liyakatından payelenmek isteyen her canın Hak’tan dileği aşktır. Çünkü bilir ki Hakk’kı ondaki aşkı karşılıksız bırakmaz ve onu terketmezse o her baktığı yerde Allah’ı görecek ve Allah’ın en güzel renkleriyle boyanacaktır. İşbu durumda yine yukarıda nakledilen Fuzuli’nin son beyitine baktığımızda, Hazreti Resullah’ın en büyük sünneti olan Kur’an ve Ehlibeyt’i takip eden o güzel aşığın Rabbine nasıl yalvardığını görebiliriz.
Nolacakdur terk-i ışk etme fuzûlî vehm edüb (Ne olacaktır bilmem, terk etme bu aşkı Fuzuliden evhamlanırım.

Gâyeti derler ola bir bende sultânın sever (Gayesi o sultanın(Allah’ın) bir kölesi olmaktır, onu sever)

Sebeb-i Yaradandan ötürü, cümle yaradılanı sevmek, menfi duygulardan arınarak salih amelleri sadece rızalık için yapanlara Yüce Kuran’da en büyük müjde cennet, cennetin içinden akan ırmaklarda, hurilerden ve gılmanlardan ziyade şu güzel ayet ile verilmiştir;
“İman edip, salih amel işleyenler var ya, Rahmân olan Allah, onları gönüllere sevdirecektir”(Meryem Suresi: 96.Ayet)

Dervişin gayesi gönüllerde yeşermek ve ulu bir çınar misali gölgesinde ışk ehlini vahdete ulaştırmaktır.Zira gönüllerde yeşeren cennet-i alanın yedi katında sefa sürenden yeğdir. Hazret-i Cenab-ı Mevlamız, şah-ı merdan, şah-ı velayet imam Ali efendimizin dediği gibi ” öyle yaşayın ki ardınızdan düşmanlarınız, biz neden bu gidenle dost olamadık diye hayıflansınlar” emrini göğüs kafesimizin ortasında taşıyıp, yük ve sefasını her daim üzerimizde hissettiğimiz teslim taşlarımız gibi hissedip feyzlenmeyi Hak Erenler sizlerin yanında bu acize de nasip etsin. Bu feyzlenmenin ve hatta aşktan nasiplenmenin sadece sevgi sayesinde olacağı bilinci ile “Dört kitabın da manası birdir” diyerek İncil’e baktığımızda, Sevgi kaynağı olan Hak’kın başka bir zamanda ve başka kavimlere olan bir diğer emrinin güzelliği gözümüze yansır;
Size yeni bir buyruk veriyorum : Birbirinizi sevin. Sizi sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin… (Yuhanna 13/14)
İnançların böylesi vahşileştirildiği, dinin pazara çıktığı, çıkar ve tokluk için insan ve hayvan kanının akıtıldığı bu günlerde, sevgi kaynaklı Allah’ın emirlerinin batınını sorgulamak cümle Tarik-i Nazenin ehli için bir gereklilik halini almakta.
İsa Ruhullah’ın Süleyman’ın mabedinin avlusuna girerek oradaki satıcı ve alıcıları dışarı kovmaya başlamasını, para bozanların masalarını, adak güvercini satanların sehpalarını devirmesini birçoğunuz okumuştur. O gün be-peder İsa halka ders verirken şunları söylemişti; “Benim evime, tüm ulusların dua evi denecek’ diye yazılmamış mıdır? Ama siz burayı haydut inine çevirdiniz.”
İş bu sebepten sevgiden yoksun bırakılmış Allah’ın dinlerinin mesajı, yaşadığımız bu evre için öyle geçerli bir hal almaktadır ki, ibretle bakmaktan fakiyriniz kendimi alamadan naçar aklımı Maun suresinin ilk beş ayetine gark ediyorum;
“Dini yalanlayanı gördün mü? İşte O’dur yetimi şiddetle iten, Yoksulu doyurmaya teşvik etmeyen, Vay o namaz kılanların haline, Ki onlar, kıldıkları namazdan gafildirler”
Erenler, canlar… Sevginin susuzluğuyla kurumuş her bir gönül ve dahi sevgi ile tanıştırılmamış her türlü mahlukat vahşileşmeye mahkumdur. Susuz çöllerde Allah’ın aşkının serinliğine sıkı sıkı tutunarak menzile ulaşmayı niyaz ettiğimiz bu karanlık günlerde Kutb’ul Alemiyn Hazret-i Hünkar Hacı Bektaş’ın kapısında bir kıtmir olduğumuza binlerce kez hamd ederek, o güzel sultanın bizlere öğrettiklerinin “insan” olmak için nasıl bir gereklilik olduğunu binlerce kez daha idrak edebiliyoruz. O evliyalar şahının hoşgörü ve aşk temelli öğretisinin bir gösteriş olmadığını, yaşam biçimi, et yığınından insan olmak için bir kara kazan, cümle beşeriyet için sulh kapısı, arınıp gelenler için arafat tepesi, susayanlar için zemzem pınarı, kendini kurban bilip boynunda tığbend ile gelenler için yeniden doğuşun rahmi, derviş için farz olunan kaideler olduğunu daha fazla idrak edebilmek için uyandırdığımız çerağlar ve acizane sücuda varmış alnımızla niyazlarda bulunarak, onun buğdayını değil himmetini isteyen Yunus’un dilinden cümlemiz için yakarıyorum;
“Bize didar gerek dünya gerekmez Bize mânâ gerek dâvâ gerekmez

Bize aşk şerbetinden sun a saki Bize uçmaklarda Kevser gerekmez

Yunus esriyiben düştü sokakta Çağırır Taptuk’ una âr gerekmez”

Bir güzel bacı erenlerimizin naklettiği gibi;

“Herkesin Tanrısı kendine benzer..” Abelardus

Her adımınızla güzelleşin ki, Rabbiniz de güzelleşsin.. Yaşadığınız şehirleri dervişin çilehanesi bilin ki, safanız kalbiniz olsun.. Sevin ve sevilin ki tahtınız gönüller olsun…. Bunca şerrin içinde Hünkar’a sarılın ki, yüreklerinizden budaklanacak çınarlar, gölgesini bakiyete sunsun.. Budaklarınızda çerağlar uyarılsın,şavkısın.. Aynı Yunus’un dediği gibi;

Miskin Yunus bil özünü, Dosta açıp şu gözünü. Hangi burçtan bakar isen, O sultana güneş gelir.

Allah, aşk! Baki Hü Dost!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir